Bi’setin 6. senesi Zilhicce ayı (Milâdi; 616).
Emsalsiz kahramanlardan biri olan Hazret-i Hamza’nın Müslümanlar safına katılması ve arkasından da bir grup Müslümanın Habeşistan’a hicretleri, Kureyş müşriklerini derin derin düşündürüyordu. Hayatlarına büyük bir tedirginlik ve endişe hakim bulunuyordu.
Hepsinin zihninde karar kılmış fikir şu idi: Mutlaka şu Ebû Talib’in yetimi Muhammed’in işi bir an önce halledilmelidir.
Bu konuyu görüşmek üzere, Darü’n-Nedve’de toplanan Kureyş’in, hararetli ve ateşli konuşmalarından sonra, Ebû Cehil’in teklifi kabul edildi: Muhammed’in vücudu ortadan kaldırılacaktır.
Bu korkunç cinâyeti işlemeye kim cesaret edebilirdi? İşin içinde Hâşimoğullarının böyle bir hal vukûunda kan davası gütmeleri de söz konusu idi. Yazının devamını oku »
05 Oct 2006 için Arşiv
Kırkıncı Müslüman Hz. Ömer
Yazan: suveyda Ekim 5, 2006
Yazı kategorisi: Kırkıncı Müslüman Hz. Ömer, PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN HAYATI | » yorum bırak;
Habeşistan’a Hicret
Yazan: suveyda Ekim 5, 2006
Bi’setin 5. senesi, Receb ayı (Milâdî, 615).
Müşriklerin her gün biraz daha şiddetini arttıran eziyet, hakaret ve işkenceleri neticesinde Mekke, Müslümanlar için yaşanmaz bir şehir haline gelmişti! Günden güne artan bu ezâ ve cefâlar, dini ibâdetlerini de gönül rahatlığı içinde yapma imkânını ellerinden almıştı.
Müşriklerin, bu gaddarca ve merhametsizce davranışlarından kolay kolay vazgeçmeye de niyetleri yoktu.
Bunun için Resûl-i Ekrem Efendimiz, bir gün Müslümanlara,
“Siz bâri yeryüzüne dağılın. Allah Teâla sizi yine bir araya getirir” dedi.
Sahabîler, Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Habeşistan'a Hicret, PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN HAYATI | » yorum bırak;
Müşriklerin Yeni Tertipleri
Yazan: suveyda Ekim 5, 2006
Ebû Tâlib’e Şikayet
Başvurulan tertip, eziyet ve işkencelerin hiç biri Resûl-i Ekrem Efendimizi İslâmı tebliğ etmekten alıkoyamıyordu. Üstelik, amcası Ebû Talib de, yaptıklarına ve söylediklerine karşı çıkmıyor, bilakis onu koruyordu.
Müşrikler, bu sefer başka bir yol denediler. İleri gelenlerinden on kişi, Ebû Talib’e gelerek,
“Ey Ebû Talib,” dediler, “yeğenin putlarımıza sövdü, dinî inançlarımızı kötüledi, akılsız olduğumuzu, babalarımızın, dedelerimizin yanlış yolda gitmiş olduklarını söyleyip durdu.
Şimdi sen, ya onu bunları yapmaktan ve söylemekten alıkoy veya aradan çekil.”231
Ebû Talib, bu teklif karşısında ne yapacaktı? Bir tarafta kavminin gelenek ve âdetleri, diğer tarafta yeğenine karşı olan samimi sevgisi! Hangisini tercih edecekti?
Sonunda yumuşak ve güzel sözlerle müşrik heyetini başından savdı.232
İlk şikâyetlerinden hiçbir netice alamadıklarını gören müşrikler, Ebû Talib’e tekrar başvurdular: Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Ebu Talib'e Şikayet, PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN HAYATI | 2 Yorum »
Bütün Bunlar İmtihandı
Yazan: suveyda Ekim 5, 2006
İlk Müslümanların maruz kaldıkları bu işkence, eziyet ve hakaretler, karşı karşıya bulundukları güçlükler ve mâniler Allah tarafından aynı zamanda birer imtihandı. Mesele sadece “îmân ettim” demekle bitmiyordu. Îmândaki sadâkat, samimiyet ve sabırlarının da ölçülmesi gerekiyordu.
Öylesine güçlükler, işkence ve eziyetler olacak ki, gerçekten îmân etme arzusunu ruhunda taşıyanlar, bütün bunlara aldırmadan îmân edecekler; bu arzuyu ciddi olarak gönüllerinde taşımayanlar ise, halis mü’minlerden ayrılacaklardı. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Bütün Bunlar İmtihandı | » yorum bırak;
Dâvetin İkinci Safhası:Mekkelilere Sâfa Tepesinde İlk Hitap
Yazan: suveyda Ekim 5, 2006
Tebliğ dairesi tedricen genişliyordu. Açıktan îmân ve İslâma davet, inanmış ruhları sevinci ile okşarken, şirkin kirinden kendini kurtaramamış gönülleri ise telaşa sevkediyordu.
“Emrolunduğun şeyi, onları çatlatırcasına bildir.” 212
İlâhî fermanı gelince Fahr-i Kâinat, âdeta yerinde duramaz hale gelmişti. Hemşehrilerine maddî, manevî saâdetin yolunu bir an evvel göstermek istiyordu.
Bu sırada, tebliğ dairesini biraz daha genişletip, Safâ Tepesinde Mekkelilere açıkça peygamberliğini ve İslâm dinini ilân etti.213
Safâ Tepesinde yüksekçe bir taş üstüne çıkan Allah Rasûlü, Mekkelilere yüksek ve gür bir sadâ ile:
“Yâ Sabâhâh! [Ey Kureyş topluluğu, buraya geliniz, toplanınız, size mühim bir haberim var!]” diye seslendi.
Mekkeliler birden şaşkına döndüler. Kimdi bu haykıran? Bir tehlike ile karşı karşıya mı bulunuyorlardı? Düşmanın baskınına mı uğramışlardı? Yoksa kendilerine iletilecek çok mühim bir haber mi vardı?
Bu seslenişe cevap vermede gecikmediler ve bir anda Safâ Tepesinin önüne toplandılar. Fakat o da ne? Seslenen “Muhammedü’l-Emîn” dedikleri zâttı. Acaba ne istiyordu? Nelerden haber verecekti? Neler söyleyecekti? Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Dâvetin İkinci Safhası | » yorum bırak;