EnSevgili

Anam Babam Sana Feda Olsun Ya RasulAllah!

  • KasriArifan

  • a

Aralık, 2006 için Arşiv

Muhammed(s.a.v)muhabbettir

Yazan: vaktiseher Aralık 30, 2006

Aşk ehli taşı gediğine koymuş:

Muhabbetten Muhammed oldu hasıl

Muhabbetsiz Muhammed’den ne hasıl?

Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül. Sevginin bedelini ödeyen Yakub gibi, uzaktaki Yusuf’u koklayan bir yürekle gözlerini takas edenler alabilirdi o gülün kokusunu.

Aşkı ve acıyı ondan öğrendik. Yaşamanın ve ölmenin, ölmeden önce ölüp öldükten sonra yaşamanın sırrını o öğretti bize. Göklerin sofrasını o açtı önümüze. Onun sayesinde tenezzül buyurdu Allah yüreklerimize. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER | 1 Yorum »

Ay Yüzlüm

Yazan: suveyda Aralık 25, 2006

Yazı kategorisi: Video | 2 Yorum »

Efendim

Yazan: suveyda Aralık 20, 2006

 

Selâm sana Efendim,
Selâm sana Sultanım,
Ben ıssız çöllerde aşkınla yanan mecnun!
Sen o çölde yanan yüreğime su serpen yârsın.
Ben akşamın alacakaranlığında kaybolan biçare,
Sen karanlığı dağıtıp etrafı aydınlatan aysın.
Ve ben gül bahçesinin en nadidesini arayan biçare,
Sen o bahçenin en nadide gülüsün.

Efendim!
Yine bir gece vakti ismin geldi aklıma,
Seni göremeyen gözüm ve hasretini tadamayan gönlüm…

Ahu figan eder çölde kaybolmuş misali bu kalp,
Ama ne çare ki en büyük hasreti seni yanına alarak tattırdı Hak.
Sen dosta kavuştun hasret, çile, dert bizimdir Efendim,
Dostun dosta sunduğu en güzel gülsün Efendim.

Sen yoksun Efendim
Şimdi gözler yaşlı, gönüllerde ahu figan
Şimdi diller tutulmuş, lehçe yetersiz, geçmez günler.
Bekler Seni kalpler belki rüyada gelirsin diye her an.
Yüzü yok fakirin, bunun için dolar gözleri, boğazına takılır kelimeler,
“Hiç olmazsa Rabbim Bekâ’da beraber olayım” der.

Her zaman merak etti bu gönül şefkatini, gülümsemeni,
O nurdan gözlerinde kaybolup nazarınla ruhunda dirilmeyi.
Özleminle hıçkırıklara boğulup “Ne olur Efendim” demeyi,
Bir kez tatsa bu gönül Vallahi yeter Efendim,
Rabbimin katında nadide gülsün Efendim.

Murat GELEGEN

Yazı kategorisi: KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER | 1 Yorum »

Yağmur

Yazan: suveyda Aralık 18, 2006

Vareden’in adiyla insanliga inen Nur
Bir gece yansiyinca kente Sibir dagindan
Topragi kirlerinden arindirir bir Yagmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudagindan
Rahmet vadilerinden bosanir ab-i hayat
En mustesna dogusa hamiledir kainat

Yillardir bozu bulanik sulari yudumladim
Bir pelikan huznuyle yurudum kumsallari
Yagmur, seni bekleyen bir tas da ben olsaydim

Hasretin alev alev icime bir an dustu
Degisti hayel koskum, gozumde viran dustu
Sonsuzluk ciceklerle donandi yuregimde
Yagmalanmis ruhuma yeni bir devran dustu

Ihtiyar cubbesinden kan suzulur Nebi’nin
Gokyuzu dalgalanir ipekten kanatlarla
Mehtabini duslerken o muhur sahibinin
Sarsilir Ebu Kubeys kovulmus feryatlarla
Evlerin arasina dikilir yesil bayrak
Yeryuzu avaredir, yapayalniz ve kurak

 


Zaman, ayaklarimda tukendi adim adim
Heyula, bir ag gibi ordu ruyalarimi
Colde seni ozleyen bir kus da ben olsaydim

Yagmur, gulsenimize sensiz, baldiran dustu
Dusmanlik icimizde; dostluklar yaban dustu
Yenilgi, ilmek ilmek dugumlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban dustu

Bir guzide mektuptur, caglarin otesinden
Ulasir intizarin yaldizli sabahina
Yayilir o en buyuk mustu, pazartesinden
Beyazlik dokunmustur gecenin siyahina
Susuzluktan dudagi catlayan gonullerin
Sukûtu yar, sevinci dualar kadar derin

Caresiz bir takvimden yalnizliga gun saydim
Bir cezir yasadim ki, yasanmamis, mazide
Dokundugun kucuk bir nakis da ben olsaydim

 


Sensiz, kaldirimlara nice guzel can dustu
Yarilan gogsumuzden umutlar bican dustu
Yagmur, kaybettik butun hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan dustu

Melekler sagnak sagnak gulumser maveradan
Gumus ibrik tasiyan zumrut gagali kuslar
Mutluluk nagmeleri isitirler Hira’dan
Bir devrim korkusuyla halkalanir yokuslar
Bir bebegin secdeye uzanirken elleri
Paramparca, atesler sahinin hayalleri

Keske bir golge kadar yakininda dursaydim
O mucella cehreni izleseydim ebedi
Sana sirilsIklam bir bakis da ben olsaydim

 


Sarardi yesil yaprak; dal koptu; fidan dustu
Baykusa cifte yali; bulbule zindan dustu
Katil sinekler deldi hicabin perdesini
Istiklal boslugunda arilar nadan dustu
Dolasan ben olsaydim Save’nin damarinda
Tablosunu yapardim yikilan her kulenin
Ebedi aska giden esrarli yollarinda
Senden bir kivilcimin, sureyya bir sulenin
Tarasaydim bengisu fiskiran kakulunu
On asirlik ocagin savururdum kulunu

Bazen kendine asIk deli bir firtinaydim
Firtinalar onunde bazen bir kuru yaprak
Ugrunda koparilan bir bas da ben olsaydim

Sensizlik depremiyle hanci dustu; han dustu
Mazluma surgun evi; zalime cihan dustu
Sana meftûn ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tunelinde agir imtihan dustu

 


Badiye yaylasinda koklasaydim izini
Kefenimi bicseydi Ebva’da esen ruzgar
Seninle yikasaydim acilar dehlizini
Ne kaderi suclamak kalirdi ne intihar
Ustune piril piril damladigin bir kaya
Bir hurma cekirdegi tercihimdir dunyaya

Suskunluga donustu sokaklarda feryadim
Tereddut oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira’dan suzulen bir yas da ben olsaydim

Haritanin en beyaz noktasina kan dustu
Kirildi adaletin kilici; kalkan dustu
Mahkumlar yargiliyor; hakimler mahkum simdi
Haklarin temeline sanki bir volkan dustu

 


Firakinla kavrulur colde kum taneleri
Ahularin icinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat topragin sirtinda ur gibidir
Semsiyesi altinda yurursun bulutlarin
Sensiz, yuku zehirdir en guzel imbatlarin

Devlerin esrarini aynalara sorsaydim
Cozulurdu zihnimde buzlanmis dusunceler
Oksadigin bir parca kumas da ben olsaydim

Sensiz, tutundugumuz dallardan yilan dustu
Ilkin karardi yollar, sonra heyelan dustu
Guvenilen daglara kar yagdi birer birer
Sensizlik diyarindan puskullu yalan dustu

 


Yagmur, duysam icimin goklerinden sesini
Yagarsin; taslar bile yemyesil filizlenir
Yildirimlar parcalar cirkefin govdesini
Sel gider ve zulmetin coplugu temizlenir
Yagmur, bir gun kurtulup cagin kundaklarindan
Alsam, olumsuzlugu billûr dudaklarindan

Madenî arzularin ardinda seyre daldim
Kuflu bir manzaranin curuyen gullerini
Senin icin gorulen bir dus de ben olsaydim

Sehirler kabus dolu; koylere duman dustu
Tersine dondu her sey sanki; asuman dustu
Kirik bir kayik kaldi elimizde, hayali
Hazindir ki; dertleri asmaya umman dustu

 


Ayriligin bagrimda buyuyen bir yaradir
Seni hissetmeyen kalp, kapisiz zindan olur
Sensiz dogrular egri; beyaz bile karadir
Sesini duymayanlar girdabinda bogulur
Ana rahminde olur sensizlikten bir cenin
Saskinliga acilir gozleri, gormeyenin

Saatlerin ardinda hep kendimi aradim
Bir melal zincirine takildi parmaklarim
Yeryuzunde seni bir gormus de ben olsaydim

Sensiz, ufuklarima yalanci bir tan dustu
Sensiz kitalar boyu uzayan vatan dustu
Bir kolelik ruhuna mahkum olunca gonul
Yuzyillardir dorukta bekleyen sultan dustu

Ay gibisin; gunesler parliyor gozlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor gunes ve ay
Her damla bir yildizi susluyor goklerinde
Sumeyra’yi ariyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanin fircasinda solmayan resim senin

 

Yagmur, birgun elimi ellerinde bulsaydim
Guzellik sahikasi gulumserdi yuzume
Senin visalinle bir gulmus de ben olsaydim

Tavani coktu askin; duvarlar uryan dustu
Toplumun gundemine koyu bir isyan dustu
Iniltiler geliyor dogudan ve batidan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan dustu

Islakligi sanadir ahimin, efgahimin
Icimde hicraninla tutusuyor nagmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarimin
Nazarin ok misali karanliklari deler
Bu degirmen seninle donuyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayiran mihenk senin

Bir huzun ulkesine gomulup kaldi adim
Kapaniyor yuzume aralanan kapilar
Sana hicret eden bir Kureys de ben olsaydim

 


Yagmur, sayriligima seninle derman dustu
Beynimin merkezine olumsuz ferman dustu
Silindi hayalimden butun efsunu omrun
Bir donum noktasinda aklima Rahman dustu

Nefsinle yeniden cizilecek desenler
Cehreler yepyeni bir degisim gecirecek
Aydinliga nurunla kavusacak mahzenler
Anneler cocuklara hep seni icirecek
Yagmur, seninle biter susuzlugu evrenin
Sana mu’mindir sema; sana muhtactir zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydim
Batili yikmak icin kusandigin kilicin
Kabzasinda bir dirhem gumus de ben olsaydim

Kardesler arasinda heyhat, su-i zan dustu
Zedelendi sagduyu; korlesen iz’an dustu
Sarrkisiyla yasadik yillar yili baharin
Insanlik bahcemize sensizlik hazan dustu

Yagmur, seni bekleyen bir tas da ben olsaydim
Colde seni ozleyen bir kus da ben olsaydim
Dokundugun kucuk bir nakis da ben olsaydim
Sana sirilsiklam bir bakis da ben olsaydim
Ugrunda koparilan bir bas da ben olsaydim
Bahira’dan suzulen bir yas da ben olsaydim

 



Oksadigin bir parca kumas da ben olsaydim
Senin icin gorulen bir dus de ben olsaydim
Yeryuzunde seni bir gormus de ben olsaydim
Senin visalinle bir gulmus de ben olsaydim
Sana hicret eden bir Kureys de ben olsaydim
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydim
Batili yikmak icin kusandigin kilicin
Kabzasinda bir dirhem gumus de ben olsaydim

 

Nurullah Genç

Yazı kategorisi: O'NA(s.a.v) DAİR ŞİİRLER | 3 Yorum »

Bir Baba Olarak Hz. Muhammed, Bir Eş Olarak Hz. Fatıma

Yazan: suveyda Aralık 18, 2006

Peygamberimiz her haliyle örnek bir babaydı. Özellikle kendi çocuk ve torunlarına çok düşkündü. Onlar için şefkatli bir baba, merhametli bir dedeydi. Kızı Fatıma ile arasında çok sıcak bir samimiyet vardı. Onu kendinden bir parça olarak görür, gözü gibi korurdu. Hz. Fatıma, babasına çok düşkündü, bunun için de çok benzerdi. Simasıyla, oturuşuyla, kalkışıyla, ahlakı ve edebiyle, her yönüyle tam babasının kızıydı. Peygamberimiz bir sefere çıkacağı zaman en son ona uğrar, dönüşünde ise önce onun yanına giderdi. Peygamberimizin evi ile Hz. Fatıma’nın evi yan yanaydı, arasında bir kerpiç duvar vardı. Çok sık görüşürler, çok sık birlikte olurlardı. Öyle ki, Hz. Fatıma babasını ziyarete geldiğinde, Peygamberimiz sevgili kızını karşılamak için ayağa kalkar, alnından öper ve yanına oturturdu.

***

O gün Hz. Fatıma’nın düğünü vardı. Mütevazı bir yemek hazırlandı ve davetlilere ikram edildi. Yemekten sonra Efendimiz, bir eliyle Hz. Ali’yi, diğer eliyle de Hz. Fatıma’yı tutarak evlerine götürdü. Fatıma’yı bağrına bastı. Daha sonra şu tatlı öğüdü verdi:
-Kızım, evimizden çıkıp, başka bir eve, ülfet etmediğin bir kimseye gidiyorsun. Sen kocana yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona hizmetçi ol ki, o sana köle olsun! Kocana yumuşak davran! Öfkeli hallerinde sessizce yanından kayboluver. Öfkesi geçinceye kadar ona görünme! Ağzını ve kulağını muhafaza et! Kocan sana fena söylerse, söylediklerini duyma ve sakın karşılık verme! Ona karşı gelme! Daima senden güzel söz işitsin, güler yüz görsün. Bu suretle sana iyi gözle baksın.

Sonra alnından öptü. Hazret-i Ali’ye teslim etti ve “Hanımın çok iyi bir hanımdır” buyurdu. Her ikisini de Allah’a emanet etti. Sonra mübarek eliyle kapının iki kanadını tuttu, bereket duası yaptı.

Peygamberimiz Hz. Fatıma’yı evlendirdikten sonra da ondan kopmadı, ilişkileri azalmadı; yine her sabah gider onları namaza kaldırırdı. Peygamberimiz bu taze yuvaya çok önem veriyor; Müslümanların geleceğini bu yuvanın etkileyeceğini bilerek onları yönlendiriyor, eğitiyordu. Hz. Ali ve Hz. Fâtıma arasında işbölümünü bizzat kendisi yapmıştı. Ev işlerini kızına, dışarı işleri de Hz. Ali’ye vermişti. Kendisi de bu konuda zaten tam bir örnekti. Hz. Aişe annemiz, Peygamberimizin evdeki halini anlatırken diyor ki:

“Herkes evinde ne yaparsa o da onu yapardı. Elbisesini yamar, ayakkabılarını tamir eder, koyunların sağar, kendi işini kendisi görürdü.”

(Huzur Ailede Başlar. Gül Yurdu Yayınları)

Yazı kategorisi: EFENDİMİZ (s.a.v) | 1 Yorum »