‘KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER’ Kategorisi için Arşiv

Ne Mutlu Senin Gönlüne Düşene

Yayınlandı: Mayıs 9, 2007 suveyda tarafından KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER içinde

Ne Mutlu Senin Gönlüne Düşene!
Ey en Sevgili’den lütuf Sevgili!.. Dudaktan dökülen sözle, kalemden süzülen satırların, sadra doğan muhabbetle olan sıcak bağını hesaba katarak, kelâmımın Senin katındaki aczi altında ezilerek şunları diyebilirim ki;
Sen latîf olan Allah’ın, yerini kimsenin dolduramayacağı, paha biçilmez bir lütfusun bize. Sen lütufların en yücesisin, en güzelisin Sultânım! Bizi, Sen’in ümmetin olmakla şereflendiren Allah Teâlâ’ya, yarattıkları adedince hamdolsun!..
Hazret-i Sevban kadar sevemesem de Sen’i, muhabbetine tâlip, muhabbet duyduklarının dostu olma yolunda tökezleye tökezleye gelmekteyim Sana doğru.
Ne acıdır ki, eskiden muhabbet sadırlardan satırlara nakşedilirken, şimdilerde satırlardan sadırlara terfî etmeyi bekliyor. Gönlün muhabbetinle hemhâl olması ise; ancak muhabbetinin hakkını verip mübârek ahlâkınla ahlâklanmaktan geçiyor.
Zâtının aşkıyla yanıp tutuşan ve lütfuna nâil olan şâir Nâbî kadar dökemesem de muhabbetimi satırlara, sadrım Sen’in aşkının nûrunu dağıtıyor tüm varlığıma. Hasretin gözlerimden döküldüğünde, gözyaşlarımı Fuzûlî’nin gönül testisiyle Sana göndermekten başka bir şey gelmiyor elimden, Efendim.
Endülüs’ten Bağdat’a gelip, evinin çevresi karantinaya alınmış hocasının kapı aralığından mübarek hadîs-i şeriflerini öğrenmek için dilenci kılığına giren, aşkına bürünmüş Bâkî bin Mahlet’i duyduktan sonra, Cumâ’ları Sana salât ü selam getirenlerin yüzlerini bizzat gördüğün haberiyle sarsılıp utanıyorum.
Ey kalplerin tabîbi!.. Şahsınızda, Sizi Yaratan’ın Zâtına -celle celâlühu- hürmet gösterip, mübârek hadîs-i şeriflerinizi nakletmek için, bulunduğu mekânda en yüksek yere çıkmayı, edebin bir gereği olarak gören bir ecdâda sahipken, bu güzel fazîletlerin kalıntılarıyla diri tutmaya çalıştığımız mâneviyâtımızın tekrar yeşermesi için ne olur bize duâ edin! Bizlerin “az”lardan, müjdelediğin “garip”lerden, “mukarrebûn”dan olmamız için şefaatini lütfet.
Kutlu müjdene nâil olmak için ömrünün son demlerinde İstanbul’un İslambol diye anılmasına vesîle olan fethe ilk adımı atanlardan Ebû Eyyûb el-Ensarî gibi İstanbul’u mânevî açıdan yeniden fethetmemiz, tekrar ümmet bilincini, İslâm kardeşliğini kazanmamız için kerem edip, sünnetinle yol göster bizlere!..
Muhabbete en çok lâyık olan beşer Sen’sin. Senin sevgini, başta kendi gönlümüzde ve tüm insanlığın gönlünde, İslâm’a hizmetçi olarak diri tutmamız için, Sana “Habîbim!” diyen Vedûd olan Allah’tan yardım diliyoruz. Çünkü Sen’i lâyıkıyla sevmek, Sana “Sevgilim” diye hitâb eden Rabbimizi de lâyıkıyla sevebilmeye bir vesîledir diye ümid ediyoruz. Sultanım, bizi cürmümüze rağmen sev, sevdiklerine sevdir ve şefaatinle sevindir ki; bizden daha bahtiyarı olmasın dâreynde! Hiçliğinin dahî idrâkine varamamış bu âciz Meryem, Senin yaratılışının en önemli harcı olan muhabbetle, gönülden gönüle Sana –âdetâ- lehimlenmek ister! Şefaatinle ferahnâk etmezsen eğer, hâlimiz nice olur Efendim!Yâ Raûf! Ne mutlu Sen’in kalbine düşene, ne mutlu kalbine Sen düşene!!!
Ne olur bizlere şefaat eyle! Sultanım!.. Canımı, cânân eğer isterse minnet cânıma Can nedir kim, ânı kurban etmeyem cânânıma Sultanım, Seni sevdikçe daha çok tanıyor, Tanıdıkça daha çok seviyorum…

Reklamlar

Sana Hasretim Ya RasulAllah

Yayınlandı: Mart 8, 2007 suveyda tarafından KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER içinde

HZ MUHAMMED(SAV)

S elam sana Ey Yetimler Padisahi
A llahin kudretiyle selam sana
N urunu görecegim gününe hasretim
A llaha sefaat kilacagin gününe hasretim

H asretim sana Ey Nazli nebi
A llaha dua eden sözlerine hasretim
S evgili cehennemler gösterrilince Ümetim diye akan gözyaslarina hasret
R abbime, gelmis, gecmis, gelecek Ümmetlerine dua eden ellerine hasretim

E y Nuri dilara o sefkat yagan, huzur veren Yüzüne Hasretim
T aniyan herkes bulur huzuru yolunda
I isik olur, Nur olur hayatimiz hersey güzellesir esas aski buluruz yolunda
M uhammedim diye sarilmak isterim bonuna

Y a Habibullah bizi ahirete yanliz birakma
A nnam, Bababm sana feda olsun ya Rasulallah

R abbime bizim icin sefaat kil Ya Sefiallah
A tese düsümüs kar gibi eriyorum
S ultanim yaptiklarimdan utaniyorum
U uyurum seni görmek icin, Muhdac sana bu aciz Ümmetin
L ütfet herseyimi feda edeyim sana gel de, ucarak, kosarak geleyim sana
A llahin Resullu, aglayan gözlerine, tebesüm eden yüzüne, mis kokuna hasretim
L aleler, Güller, Yaseminler goncalar’da hasretir sana
L eylek gelsin götürsün beni senin yanina
A llah’ìn Habibi Nebi Muhammed
H akk kapisini vurdum ve buldum huzuru, Dinimi ögretin bana minetarim Resul sana..

“Nerede olursanız olun bana salât ve selâm edin. Zira sizin salât ve selâmlarınız bana ulaşır”
(Hadis-i Şerif)

alıntı

Ey Gözlerinde Cennet’i Saklayan Efendim

Yayınlandı: Mart 5, 2007 suveyda tarafından KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER içinde

Gozlerinde cenneti saklayan ayagini bastigi yerler cennet kokan nebi…
Ey Yaradanin en guzel eseri.”sen olmasaydin…sen olmasaydin….
alemleri yaratmazdim”dedigi var olsusun serefine butun varligi hediye ettigi!
Ey insanoglunun ufku en guzel insan…Allahin sevgilisi kainatin gozbebegi…
Ey rahmeten lil alemin!…
senden sefaat dileyen bicarelerin en sefiliyim desem…sefaat edermisin?….
ey kupkuru colleri cennete ceviren gul!….
ey gonlunden gul dokulen resul….
kucuk kiz cocugun elinden tutupta giden,kusu olen cocuga bassagligi dileyen…gozlerinden yas dokulen devenin gozyaslarini silen….resul….
benimde gozumun yasini silermisin?….
kucuk kiz cocugunun elinden tuttugun gibi tutsan elimden,yuregimden binlerce kus uctu binide oldu desem …..bana cennet kuslarindan bir kus bahsedermisin?…ey islamin peygamberi!sevda ikliminin,en guzel mevsiminin en guzel cicegi!…ama mahzun ama kederli….
daima dusuncede,daima huzun icinde,omrunde bir defa bile kahkayla gulmemis…gul yuzlu guler yuzlu sevgili!…
gozlerimi yumsam ve hulyana dalsam…o gul kokulu gulusun ile benimde gozlerimin icine gulermisin?…
bir kerecik olsun seni dusunerek basimi koydugum olmussa yastigima tutundugum olmussa sana ve senin sevdana…iste onun hatrina….
ey gozunu sevdigim,ozunu sevdigim sozunu sevdigim!
Ey gonlumun sultani efendim….!Umidim,muradim,kurtaricim,mujdecim,
seninle kevser havuzunun basinda bulusabilcekmiyim?desem…
bulundugun yerden yuregime bir damla su serpermisin?…
seni sevsem!cok cok sevsem!…oyle cok sevsemki sen koksa ozum yuregim…sen koksa nazim,edam gonlum sen dolsa benim herseyim sen olsan!
Ali´in Fatima´n gibi olsam seni onlar gibi seviyor olsam…
sende beni onlari sevdigin gibi severmisin?…
ey bize bizden daha ziyade merhamet eden!…”ummetim ummetim” diyerek ustumuze titreyen!…
ey en ziyade muhtacimiz,en cok isteyenimiz!…bizi haktan dileyenimiz!…
sen umani umutsuzluga dusurmezsin!…sen senden isteyeni geri cevirmezsin!…
senden senin rahmetini dilesem…ey alemlere rahmet olsun diye gonderilen banada rahmet edermisin?…
ey rahim ve ey kerim!….
asri saadetten degilim! kokladigin gul,soludugun hava,yedigin hurma,ictigin sut,oksadigin kuzu,bindigin deve,avucladigin kum dahi degilim!…
bir kez olsun yuzune yuz surmedim!….
lakin;ben senin….”kardeslerim!”dedigindenim! ve;sana ve sunnetine revan olmak isteyenlerdenim!ve lakin daha hala sevgili veysel karaninin tirnaginin ucu misali bile digilim,desem….bana da….
hirkandan gonderirimisin?…..
dogdugun gunun.gecenin hurmetine…bu gun ve gece yuregime bir nur olup dusermisin?…
sevgili peygamberim!….rabbim sana ve senin al ve ashabina….
agaclarin yapraklari,denizlerin dalgalari,ve yagmurlarin damlalari sayisinca salat selam ve bereketler ihsan eylesin;AMIN!…..
ben kapinda bir ask dilencisi….
sen ask yolunun incisi….
suskun kalbimin tek sesi….
seni hatirliyorum diyemem ki ey nebi….
cunku unutulan hatirlanir….
ben seni hic unutmadimki…..
lutfet seni seven ummetinin bir kez ruyasina gir…
sefaat deryanda bizede neolur ya habibullah….
gozlerimiz yas dolu,olduk kapinda kitmir….
senden gayri dost olacak dost yoktur ya Habibullah…

(alinti)

Muhammed(s.a.v)muhabbettir

Yayınlandı: Aralık 30, 2006 vaktiseher tarafından KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER içinde

Aşk ehli taşı gediğine koymuş:

Muhabbetten Muhammed oldu hasıl

Muhabbetsiz Muhammed’den ne hasıl?

Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül. Sevginin bedelini ödeyen Yakub gibi, uzaktaki Yusuf’u koklayan bir yürekle gözlerini takas edenler alabilirdi o gülün kokusunu.

Aşkı ve acıyı ondan öğrendik. Yaşamanın ve ölmenin, ölmeden önce ölüp öldükten sonra yaşamanın sırrını o öğretti bize. Göklerin sofrasını o açtı önümüze. Onun sayesinde tenezzül buyurdu Allah yüreklerimize. (daha&helliip;)

Efendim

Yayınlandı: Aralık 20, 2006 suveyda tarafından KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER içinde

 

Selâm sana Efendim,
Selâm sana Sultanım,
Ben ıssız çöllerde aşkınla yanan mecnun!
Sen o çölde yanan yüreğime su serpen yârsın.
Ben akşamın alacakaranlığında kaybolan biçare,
Sen karanlığı dağıtıp etrafı aydınlatan aysın.
Ve ben gül bahçesinin en nadidesini arayan biçare,
Sen o bahçenin en nadide gülüsün.

Efendim!
Yine bir gece vakti ismin geldi aklıma,
Seni göremeyen gözüm ve hasretini tadamayan gönlüm…

Ahu figan eder çölde kaybolmuş misali bu kalp,
Ama ne çare ki en büyük hasreti seni yanına alarak tattırdı Hak.
Sen dosta kavuştun hasret, çile, dert bizimdir Efendim,
Dostun dosta sunduğu en güzel gülsün Efendim.

Sen yoksun Efendim
Şimdi gözler yaşlı, gönüllerde ahu figan
Şimdi diller tutulmuş, lehçe yetersiz, geçmez günler.
Bekler Seni kalpler belki rüyada gelirsin diye her an.
Yüzü yok fakirin, bunun için dolar gözleri, boğazına takılır kelimeler,
“Hiç olmazsa Rabbim Bekâ’da beraber olayım” der.

Her zaman merak etti bu gönül şefkatini, gülümsemeni,
O nurdan gözlerinde kaybolup nazarınla ruhunda dirilmeyi.
Özleminle hıçkırıklara boğulup “Ne olur Efendim” demeyi,
Bir kez tatsa bu gönül Vallahi yeter Efendim,
Rabbimin katında nadide gülsün Efendim.

Murat GELEGEN

GÜL Aşkın Mihrabıdır…

Yayınlandı: Aralık 18, 2006 suveyda tarafından KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER içinde

“GÜL” ,  AŞKIN  MİHRÂBIDIR

Dr. Mehmet GÜNEŞ

-Yavuz Sultan Selim’ce-

O “Gül”, aşkın     mihrâbıdır          tende cânım        “Gül” diyor,

Mihrâbıdır          “Gül” uşşâkın     âh eder                 bülbül diyor,

Tende cânım        âh eder               dil-beste                 gönül diyor,

“Gül” diyor,         bülbül diyor,      gönül diyor,          Rasûl diyor.

Başkaları Gülü bir çiçek diye sever belki de… Ama biz, Gülü “Gül” olduğu için severiz… Bizim için; Gül sevgilidir, Gül güzelliktir, Gül coşkudur… Gül, esmânın eşyâya tecellisinin esrârıdır… Gül aşktır, Gül sevinçtir, Gül bahar muştusudur… Gül, ezelle ebet arasındaki bütün zamanların “En Güzeli”nden yansımalar  taşıdığı için güzeldir…  Ve  katmer Gül; rengini şehit kanından, kokusunu Efendimiz(sav)’in mübârek teninden aldığı için çiçekler sultânıdır… Bu sebeple olsa gerek, Gülün kokusuyla kendimizden geçeriz… Gideriz bir başka âleme… Yol buluruz mâverâya… Biz Güle, Gülistanda açan katmer Güllere; ” Peygamberlik Gülzârının Eşsiz Gülü”nün remzi olduğu için vurgunuz… Gülü her kokladığımızda salavat getiririz , O’nun terinin kokusundan bir zerreyi teneffüs ettiğimizden …

“Gül”ü târife ne hâcet, “Gül”; Sevdâyı Muhammedî’dir… “Gül”ün sevdâsı kalbimizin hafî tepelerinde, ahfâ zirvelerinde sancak açmıştır… Ve bizler, gönlü Gülşen olan insanlara meftûn oluruz, “Kainatın Solmayan Gülü”nün aşkıyla… Gün gelir, gözyaşıyla Gül sularız… Bir Gül için bin dikene su veririz; biliriz ki, Güllerin içinde diken yoktur, dikenler içinde Gül vardır…

O, aşkımızın mihrâbındaki “Gül “… O, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir resûl… O, çöl sıcağındaki bir Kevser şelâlesi… O , teşrifiyle kainatı aydınlatan ve ışık bahşeden sonsuz bir nur şûlesi… Gündüzleri dünyayı ışıtan güneş ve geceleri gökyüzünde çiçek çiçek açan yıldızlar O’nun sönmeyen ışığının en mütevâzı kandilleridir… Serâ da , süreyyâ da O’nun nûruyla aydınlanır… O’nun sîreti bir amaç, O’nun sünneti bir hidâyet, O ‘nun sûreti gönüllere ülfet ve nîmet veren bir âb-ı hayat… Ruhumuz O’na âşık… O, Gül mushaflı sevdâmızın sembolü… O, on sekiz bin âlemin emsali olmayan  “Gül”ü…

Divan şairimiz Fuzûlî Su Kasidesinde:

“Suya versün bâğbân Gülzârı zahmet çekmesün,

Bir Gül açılmaz yüzün tek verse min Gülzâre su.”

diye “O Gül “ün dünyaya bir kere geleceğini, bahçıvanın bin Gül bahçesini sulasa, sele verse dahi O’nun yüzü gibi bir Gül açılmayacağını en lâtif bir biçimde ifâde ediyor…

Lâkin , O “Gül “ün sevdâsını kelimelerle anlatmak, dizelerle vasfeylemek ne mümkün…  O, “Alemlere Rahmet” olarak gönderilen hayat güftesi… O, tebessümünden cennetler yaratılan mutluluk bestesi…O, bütün çağların önünü aydınlatarak Âdemoğlunu  karanlıktan kurtaran yaratılmışların en yücesi… O, Rabbimizin terbiyesiyle yetişmiş bir ahlâk âbidesi… O, Çâresizlerin Çâresi…O, Kimsesizlerin Kimsesi… O, hurma kütüğünün bile hasretinden inlediği bir ülfet çeşmesi… O, mükemmel bir aile reisi… O , vefânın zirvesi…  O, insanların en sabırlısı, en müsâmahalısı, en azimlisi, en kararlısı… O,  yiğitlik  ve cömertlik timsâli … O , kâinatın bir numûne-i imtisâli… O, Efendiler Efendisi… O, Allah’ın müjdesi… O , insanlığın müjdecisi … O, hem “Halîl” hem “Habîb”,  hem “Sıddık ” hem “Emîn”…  O, sevgi tohumları atıp, kardeşlik duyguları yeşerten; toprağa yağmur, karanlığa nûr, beşeriyete gurur ve  gönlümüze sürûr olan Sevgililer Sevgilisi… O’nda toplanmıştır bütün güzellikler, O’nda cem olmuştur cümle özellikler… O, hep ” Ümmetim, ümmetim ” diyen “nefsim” demeyen Hâtemül Enbiyâ tâcının sâhibi… O, Sidretü’l Müntehâ’nın misâfiri… O , kusursuz bir komutan… O, Gâye İnsan… O, Mahşer günündeki tek sığınak… O , kırık gönüllerin mîmârı… O, Hakk’a giden yolun rahmet kapısı… O, İslamı bütünüyle hayatında billurlaştıran, bizâtihî İslam’ın kendisi olan Habîb-i Kibriyâ… O, Hakk’ın nûrunu bütün cihâna yayarak tebliğini tamamlayan  Nebîler Nebîsi… O, Tek Lider,  Tek Önder, Tek Rehber …   Âşıklar O ‘nun için yanar… Sâdıklar O’nun için ağlar… Rüzgâr O’nun yâdıyla eser… Bülbüller O’nun kokusunun olmadığı yerlerde susar… O’nun izinden gitmeyen saadet bulamaz… O’nun nûruna pervâne olmayan Mahşerde kurtulamaz…

O, İlâhî nizâmın nâmütenâhi güzelliğini bahşetti gönüllerimize… O , ruhlarımıza üflediği sonsuzluk aşkıyla hilkâtin esrârını öğretti bize… O’nsuz ne farkı vardı gündüzlerin geceden… O’na gelen vahiyle  aydınlandık, karanlık her düşünceden… O olmasaydı, sonsuzluk iklimine ulaşamazdık… O olmasaydı, dünyadaki bu sarp yokuşları asla aşamazdık… O ‘nunla kalbimize nûr olup, doldu ilham… O’nunla ışık buldu; gece, gündüz ve akşam… O’nsuz baharlar kıştı… O ‘nsuz insanlık, öksüz ve yetim kalmıştı…

Kâinatta mütecellî olan Esmâ-i İlâhiye’yi şahsında en mükemmel bir biçimde tebârüz ettirip, en mücellâ keyfiyetiyle temsil eden Gâye İnsan O’dur… O’nun her kelâmı hakla bâtılı ayıran bir kıstas; O’nun her hükmü şaşmaz bir adâlettir… O’nun hayatı tebliğini temsille geçmiş ve cihana en iyi tebliğin temsil olduğunu göstermiştir…

O, ıstıraptan çatlamış dudaklara merhem, kuraklıktan çoraklaşmış gönüllere zemzem, insanlığını kaybetmiş ruhlara erdem ve alev alev yanan sinelere bir meltem  gibi serinlik vererek bizlere cennet-âsâ baharlar ikrâm eder… O’nun gelişi gecelerin ebedî bir gündüze dönüşüdür… Ve O’nunla İslâm’ın nûru tulû etmiştir… O, ümmetini küfrün yakıcı sıcağından îmânın âsude ve serin iklimine kavuşturmuş, karanlıktan nûrun aydınlığına çıkartmıştır…

Uykuda bile uyanık kalmanın keyfiyetine vâsıl olan gönül erleri, nurani ışıltıların semâvi izdüşümlerini O’na teslimiyette bulurlar… Muhakkak ki, sema ile arz arasında meydana gelecek bir kutlu buluşma “Gül Devri “nden ilham alan bir iklimde gerçekleşir… O “Gül”ün nâmütenâhi güzelliği kalplere yansıdığında gecesi olmayan bir gündüz tecelli edip gönüllerde Gül tomurcuklarının açılmasına vesile olur… Unutmayalım ki, en karanlık devirlerde bile dikenler arasında goncaya durmuştur Güller… “Gül”ün çevresindeki dikenler, Gül kokusuyla hemhâl olunca, Gül e dönüşür birer birer… Bizler ” Gül” kokusunun ikliminde insanlığımızı yeniden keşfettiğimiz zaman; rahmet, bereket ve hidâyet yağmurlarıyla madde ve  mânâ planında yeniden dirileceğiz…  Mekanın ve zamanın ölü noktalarına ” Gül Devri”nden gelen esintilerle hayat üflemeye muktedir olacağız… Gül yüzlüler göz yaşıyla Gül sularken, tomurcuk veren Güllerin açılmasını beklemektedir… Gonca Güller açıldığı zaman vuslat baharı gelecek, gönlümüz şâdumân olacaktır… Kalpler  O’na bağlanıp râm olduğunda, yanlışlıklar bütün neticeleriyle birlikte ortadan kalkacaktır…

Yeter artık uykunun yollarını gözleme… “Çıkmaz sokak “larda koşup dolaşmaktan   yorulmadın mı? Umranların verâsındaki insanlar mesut değilse, huzuru bulamıyorsa; beşeriyet kendisini yeniden mîzâna çekmek, yeniden Kâinatın Efendisi’nin aşkıyla  yanmak, yeniden O ‘nun ışığıyla nurlanmak, yeniden Asr-ı Saadet iklimine bağlanmak  mecbûriyetindedir…

Âdemoğlu, “Muhammedî Nur”dan ışık alıyorsa, davranışlar ve duygular semâvi kalıplarda şekillenip ” Gül”e meftûn oluyorsa; akıl ve kalp mecrâsını bulmuş, ruh ve gönül Hakk’a kavuşmuş, gözler Kevser, sözler zemzem ile yıkanmış demektir…

Muhabbeti sâdık olanlar sevdiğinin yolundan gider ve ona itaat eder… İlahi sevginin menzîli de, istikâmeti de yolu da Muhammedî sevdâdan geçer… O’nu sevmek, O’na itaat etmektir… O’nu sevmek, O’nun sevmediklerini sevmemektir… O’nu sevmek O’nun şerefli ashabını ve O’nu sevenleri sevmektir… O , “Kişi sevdiğiyle berâberdir” müjdesini vererek ümmetine cennette beraberlik vâdetmiştir… O’nun sevgisi öyle bir aşk olmalıdır ki, bütün sevgiler onun yanında sönük kalmalıdır… O’nun sevgisi öyle bir muhabbet olmalıdır ki, sahibini îmânın en zirve noktasına ulaştırmalıdır…

“Muhabbetten  Muhammed oldu hâsıl,

Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl ?”

diye ifâde edilen bir aşktır Sevdâyı Muhammedî…

Esmâ-i İlâhiye’nin beşer planında en kâmil mânâsıyla tezâhür ettiği Sultanlar Sultanı’nı rehber edinme ve O’na “Esselâm” diyebilme irtifâsıdır Sevdâyı Muhammedî… Kalplere hükmeden varlığı duyma, hissetme, halef olma mükellefiyetiyle her şeye lâhutî âlemin penceresinden bakabilmedir Sevdâyı Muhammedî… O’nun aşkı, kainata mânâ kazandıran bir sır hazinesidir… Eşyanın  ruhuna nüfûz ederek “eşyâ”dan “esmâ “ya ulaşabilme yoludur Sevdâyı Muhammedî… “Esma”dan “Sıfat”a, sıfattan “Zât “a intikâl ederek yaratılış gâyesini idrâktir Sevdâyı Muhammedî… Kendisini nefs ve enâniyet cihetiyle dizginleyen ve ” Gül”e râm olan Gül yüzlü insanların gönüllerinde İlâhî aşkın şahikalaşmasıdır Sevdâyı Muhammedî…

“Sevdim Seni ben, Âleme Rahmet diye sevdim,

Bir benzeri yok, Cenâb-ı Ahmet diye sevdim”

dizeleriyle terennüm edilen bir İlâhî muhabbettir Sevdâyı Muhammedî…

O’nsuz zaman, mekan ve insan hayatiyetini kaybeder… Gönüller O ‘na dönünce dirilir… O’nun varlığı insanlığın vâroluş sebebidir… O’nu her dem kalbinde hissederek selât-ü selamla yâdetmek ne büyük mutluluk… O’nun sevgisini yüreğinde büyütebilmek ne büyük saadet…

Gerçekten de, asırlardır buhran ve bunalımlar içinde kıvranan beşeriyetin mutluluk ve saadeti; ” İnsanlığın İftihar Tablosu”nun sünnet-i seniyyelerine ittibâ etmekten geçer… Ve insanlık, O’nun getirdiği altın düsturları hayata geçirmeye, bugün her zamankinden çok daha fazla  muhtaçtır… Asrın getirdiği problemlere çözüm arayan insanlığın kara bulutlarla kaplı dünyasının aydınlanması; O’nu yeniden tanımak, O’na yönelmek, O’nu rehber edinmek ve O ‘ndan alacağı umut kıvılcımlarını beşeriyetin ufkuna taşımakla mümkün olacaktır… Şeyh Gâlip’in:

“Sen Ahmed’i Mahmûd’u Muhammed’sin Efendim,

Hakk’tan  bize  Sultân-ı  Müeyyedsin  Efendim”

diye hitâb ettiği; şefaatçımız, yardımcımız, müjdecimiz, kurtarıcımız olan  “Sonsuz Nûr ” bütün bir beşeriyet gibi bizleri felâha erdirilecektir…

Ufkumuzu saran sisler, kurşûni bulutlar, endişeler ve karanlıklar kaybolur; O ‘nun rahmet elinden bizlere yansıyan bereket ve feyz ikliminde… Hep birlikte yeniden, yeni baştan yenileyelim Âlem-i Ervah’taki “Elestü bi Rabbiküm”sualine verdiğimiz ” Belâ ” cevâbını… Ürpertisini kalplerimizin en derin köşelerinde hissederek tâzeleyelim ahd-ü peymânımızı… “Gül “ün gölgesindeki toprağın bile Gül koktuğunu hiç unutmayalım… “Gül”e sevdâmızı eksiltmeyelim… Allah’ım! Bize O ‘nun sîretini öğret… O’nun yolundan gitmeyi bizlere nasip et… “..Kim Peygambere itaat ederse şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur.. ” (Nisâ 4/80) emr-i İlâhîsi gereğince Habîbullahı sevmek Allah(cc)’ı sevmektir… ” Resûlulah’a duyulan muhabbetin derecesi îmânın ölçüsüdür “… Bu sebeple bizlere  O’nun muhabbetini lütfet…Yâ Erhame’r-Râhimîn!… O’nun aşkını sînelerimizde bir alev deryâsı hâlinde volkanlaştır… Bizleri O’nun yolundan ayırma Yâ Rabbi… Ve iki cihanda ebediyen Gülmek için, “Gül “ün gölgesinde olmayı bizlere müyesser eyle Yâ İlâhe’l-Âlemîn!…

O’nun gölgesinde olmak, cennet-âsâ baharlara ermektir… O ‘ndan medet ummak, çölde susuzluktan çatlamış dudaklara âb-ı hayat vermektir… O, hicranla yanan sînelerin  mutluluk rüzgârıdır… O, sonsuzluk iklîminin îtîbârıdır… O, ümidin temsilcisidir… O, şefâat bekleyenlerin; mütebessim incisidir… O, bizim gönüllerimizin sultanı… O, bizim dertlerimizin dermanı… O, bizim kurtuluşumuzun fermanı… Bizde, O  Habîb-i Kibriyâ’nın, O Sevgililer Sevgilisi’nin eşiğine baş koyup – yüzümüz olmasa da affına sığınarak- şefkâtine muhtaç olduğumuzu, arzetmek için, Yunus Emre’nin diliyle:

“Canım kurban olsun Senin yoluna,

Adı güzel, kendi güzel Muhammed,

Şefâat  eyle bu  kemter  kuluna,

Adı güzel kendi güzel Muhammed”

diyerek medet bekliyor, Efendimiz’den şefâat dileniyoruz…

Ey Sultanlar Sultânı! 15 asır önce yol verdiğin sevgi kervânına bizleri de kabul buyur… Ey Resûller Resûlü! Bizler için; kapına Kıtmir, bastığın yere türâb, ayağına toz, tebliğine köle olmak ne büyük ümran… Senin  ümmetin olma berâtını almak ne büyük ikram… Sultanım, bizler Seni dünyada görme saadetine erişemedik… Ama bizler, çok  günahkar bir ümmet olmamıza rağmen – hakkımız olmasa da- rüyâlarımızda Seninle olmak, Senin aşkın ve muhabbetinle dolmak istiyoruz… Cür’etimizi bağışla Efendim… Gül Yüzünü görmemiz, şefâatine ermemiz için, bizlere de lütfeyle destur… Ne olur!..

“Ezel bezminde bir dinmez figândım Yâ Resûllalâh,

Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım Yâ Resûllalâh…”

diye Yaman Dede’nin dizeleriyle arz-ı hâl  ediyoruz…

“En Güzel”e yâr olanlara, “Gül “e gönülden bağlananlara binlerce selâm olsun…

Ey Resul!

Yayınlandı: Aralık 12, 2006 suveyda tarafından KÖŞE YAZILARI MAKALELER NESİRLER içinde

Ey Resul ! Ey Rahim, ve Ey Kerim…..

Ey; gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan
nebi!.

Ey; Yaradan’ın en guzel eseri!. “Sen olmasaydın, sen olmasaydın..
alemleri yaratmazdım!.” dedigi!. Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!.

Ey; insanoğlunun ufku -en güzel insan.. Allah’ın sevgilisi, kainatın
gozbebeği!.

Ey; rahmeten li’l-alemin!.

Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.. şefaat eder
misin?.

Ey; kupkuru çölleri cennete ceviren gül!.

Ey; gönlünden gül dökülen resul!.

Küçak kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa
başsağlığı dileyen.. gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen
resul!.

Benim de gözümün yaşını siler misin?.

Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden; yüreğimden binlerce
kuş uctu, bin’i de öldü desem.. bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder
misin?.

Ey; Islam’ın peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin.. en
guzel çiçeği!. Ama mahzun, ama kederli…

Daima düşüncede, daima hüzün icinde ömründe, bir defa bile, kahkahayla
gülmemiş.. gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.

Gözlerimi yumsam, ve; hulyana dalsam.. o gül kokulu gülüşün ile, benim
de gözlerimin içine güler misin?.

Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,
tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana.. işte onun, işte onun hatrına!.

Ey; gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!.

Ey; gönlümün sultanı efendim!. Ümidim, muradım, kurtarıcım, mujdecim…

Seninle Kevser havuzunun başında bulusabilecek miyim?. desem..
bulundugun yerden, yureğime bir damla su serper misin?.

Seni sevsem!. Cok, cok sevsem!. Öyle cok sevsem ki; sen koksa özüm,
yüreğim.. sen koksa nazım, edam.. gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan !

Ali’n, Fatıma’n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam.. sen
de; beni, onları sevdiğin gibi sever misin?.

Ey; bize bizden daha ziyade merhamet eden!. “Ümmetim, ümmetim!.”
diyerek, üstümüze titreyen!.

Ey; en ziyade muhtacımız, en cok isteyenimiz!. Bizi, Hak’tan
dileyenimiz!.

Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin!. Sen, senden isteyeni geri
çevirmezsin!.

Senden, senin rahmetini dilesem.. ey; alemlere rahmet olsun diye
gönderilen, banada rahmet eder misin?

Ey; Rahim!. Ve.. ey; Kerim!.

Asr-ı saadet’ten değilim!. Kokladığın gül, soludugun hava, yediğin
hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladıgın kum dahi
değilim!. Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!.

Lakin; ben, senin.. “Kardeşlerim!.” dediğindenim!. Ve; sana ve
sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!. Ve lakin; daha hala sevgili Veysel Karani’nin tırnağının ucu misali bile değilim, desem.. bana da
hırkandan gonderir misin?.

Doğduğun günün, gecenin hürmetine.. bu gün ve gece; yüreğime, bir nur
olup düşer misin?.

Sevgili Peygamberim!. Rabbim; sana ve, senin al ve ashabına..
ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları
sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin; amin!.