‘O’NA(s.a.v) DAİR ŞİİRLER’ Kategorisi için Arşiv

İnsanlığın Efendisi

Yayınlandı: Ekim 8, 2006 suveyda tarafından O'NA(s.a.v) DAİR ŞİİRLER içinde

Yine hicranla seni andı gönül,
Tende cânım, rûh-u revânım Cânân..
Andıkça hasretlere yandı gönül;
Ne olur kıl artık vuslata şâyân.!
Hem sevip hem ağlayan bîçâreyim,
Kararsız, derbeder ve âvâreyim,
Yıkılıp dökülmüş bir virâneyim;
Hâl-i hazînim tam mevsimi hazân..

Güller gülse de ağlıyor hep bülbül,
Bir dert küpü âdeta şimdi gönül;
Bilmem mümkün mü bu hale tahammül?
Ruhumda âh-u zâr, dilimde figân.

Yanıp kebap oldum ümidim yıkma!
İtâb et, ama ağyâra bırakma!
Vefasız bir kulum cürmüme bakma!
Vasf-ı hâle ne hacet her şey ayân…

Bilirsin gayri imdat edecek yok;
Gönlümü dertten âzâd edecek yok;
Kıtmîri başka âbâd edecek yok,
Hatırım virâne, gözlerim giryân…

Gel vur mızrabını da kalbimi söylet!
Vur ruhuma nağmelerini dinlet!
Ve gönlüme geleceğini vâdet!
Vâdet ki kalmadı dizimde dermân..!

M. Fethullah Gülen 

Reklamlar

Sen Gidince Efendim

Yayınlandı: Ekim 8, 2006 suveyda tarafından O'NA(s.a.v) DAİR ŞİİRLER içinde

Sevgili!
Sen gitmiştin…
Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi.
Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda…
Sen gitmiştin…
Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.
(daha&helliip;)

İsyanla âlûde bir mücrim-i âvareyim

Yayınlandı: Eylül 28, 2006 efendim tarafından O'NA(s.a.v) DAİR ŞİİRLER içinde



powered by performancing firefox

Ey Gül…

Yayınlandı: Eylül 26, 2006 efendim tarafından O'NA(s.a.v) DAİR ŞİİRLER içinde

EY GÜL

    Ey Gül
Ey Gonca-i nur
Meftun yaprak har Sana
Sensin gönüller mahı
Bu yaz bu bahar Sana
Mucize saltanatın tasları ayna yapar
Her ırmak ve her deniz her leyl-ü nehar Sana
Senin zatı abdesin alemlere rahmettir
Cibril vefalı yoldas
Yüce Allah yar Sana
Bu nice istiyaktır ey en güzel Sevgili
Asırlardır kosuyor genç ve ihtiyar Sana
Nazarın kalbe sifa sözün hikmet incisi
Hangi dertli kavussa olur bahtiyar Sana
Misk kapında karar kılmıstır Senin
Nebilerin diliyle hep övgüler var Sana
Ay, günes, zühre, ülke nuruna pervanedir
Alemde olmak ister asıklar civar Sana
Senin yolun hep açık gidisin Allah’adır
Daglar ates kesilse olamaz duvar Sana
Güzelligin alemde misli bulunmaz inci
Ey gül hasret çekmede cennet o bulvar Sana
Dedinki sükreden kul olmak istememmi ben
Rabbin ihsan buyurdu hurma üzüm nar Sana
Her mucizen parmakla gösterilmede Senin
Çaglatmak öyle kolay çöllerde pınar Sana
Hicranın bir kütügü dertle bi karar et
Hep özlem duymadadır selvi ve çınar Sana
Cennetin çiçekleri Senin kokunu tasır
Benzemeye çalısır beyazlıkta kar Sana
Günes güzel yüzünden parlaklık aldı ey Gül
Acep hayran olmadan hangi göz bakar Sana
Askının esiridir ne çöl ne de dag tanır
Bu sevdalı gönüller su gibi akar Sana
Varlık bahçesi Senin nurundan yaratıldı
Hep medyum hep minnettar her can her nigar Sana
Tebessümün ayların zührenin sevincidir
Nice hasret çekmede bu bülbül-ü zar Sana
Yusuf Senin dalında çig tanesidir sanki
Divane kesilir göz etse bir nazar Sana
Fazlının etegine akıllar erisemez
Eli kalem tutanlar övgüler yazar Sana
Haki payene sürsem bir kerecik yüzümü
Bende olan sermaye hasret intizar Sana
Haki payene sürsem bir kerecik yüzümü
Bende olan sermaye hasret intizar Sana   

Dursun Ali Erzincanlı     

40 Yaşındasın

Yayınlandı: Eylül 26, 2006 efendim tarafından O'NA(s.a.v) DAİR ŞİİRLER içinde

Rahmetini umarak
Günahkar bir dille;
Allah Azze ve Celle

Ya Rasulallah,
Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte
Bir yaşındasın,
Beni Sa’d yurdundasın
Sana süt anne olmadı kadınlar
Bu yüzden dargın bulutlar
Bir damla yağmur indirmiyor
Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa’d yurdunda
Minicik bir bulut var gökyüzünde
Sana aşık…
Ayrılmıyor başucundan
Ve insanlar yağmur duasında…
Hz.Halime kucağına alıyor seni
Yeryüzünde bir gölgelik…Seni güneşten korumak için
Oysa minicik bulut gökyüzünde
Sana meftun, sana kilitli…
Ve dua eden rahibin kucağındasın
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip
Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da
Ama sen unutmuyorsun
Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun
O minicik bulut ilişiyor bakışlarına
Büyüyor, büyüyor…
Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
Çoğusu bilmiyor seni…

Altı yaşındasın
Medine-i Münevvere yolundasın
Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen
Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
Sonra yolda, Ebva’da öksüzlük karşılıyor seni
Mekke’ye annesiz giriyorsun
Abdulmuttalip bir başka seviyor seni
Ebu Talip bir başka seviyor

Ya Rasulallah
Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında
Onlar anne deyince sen yere mi bakardın
Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva’ya
Kaç gece anne diye hıçkırdın
Efendim!
Senin yerine de anne dedik annemize
Senin yerine de baba dedik

Yirmi beş yaşındasın
Ve bambaşkasın
Kimse sana denk değil
Şefkat yayıyor kokun
Güven veriyor sesin
Sen Muhammed-ül Emin’ sin

Otuz üç yaşındasın
Dalga dalga rahmet var

Otuz beş yaşındasın
Hadi gel bekletme yar
İniltiler çalıyor kapısını göklerin
Hadi gel bekletme yar
Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin…
Hadi gel ey Yâr!
Nurdağına davet var

İşte
Kırk yaşındasın
Hira Nur dağındasın
Cibril iniyor göklerden
Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor
Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ‘ Ah! ‘ sın
Karanlık gecelerimize sabahsın
Sen Nebiyullahsın
Sen Habibullahsın
Sen Rasulullahsın

Niye incittilerki seni sultanım
Niye işkence yaptılarki sana
Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar
Himayesiz kaldın diye mi
Kabe’deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne
‘ Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ‘ diyişin
Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza
Başına pislikler saçılıyor
Başlar feda o mübarek başına
Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru
Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla
‘ Bu koşan kimdir ‘ diye bir soru dolaşıyor boşlukta
Bu koşan kim?
Ve cevap veriyor biri:
Muhammed’ in kızı Fatımatüz-Zehra
Velilerin anası…
Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın
Sana yeryüzünde en çok benzeyen
Gülmesi sen, ağlaması sen
‘ Ağlama kızım ‘ diyişin geliyor aklımıza
Niye çıkardılar ki yurdundan seni
Himayesiz kaldın diye mi
Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni
Seni yetim bulup barındıranı
Seni alemlere rahmet kılanı
Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun
Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun
‘Seni bizim elimizden kim kurtaracak’ diyorlardı
Sen,
Sen ‘ Allah! ‘ diyordun
Allah Azze ve Celle
Semayı haşyet kaplıyordu
Sen ‘ Allah! ‘ diyordun
Arş-ı Âla titriyordu
Bedir’ de ‘ Allah! ‘ diyordun
Üç bin melek iniyordu alaca atlarda
Yüz yirmi beş bin sahabi:
‘ Anam babam sana feda olsun ‘ diyordu

Ya Rasulallah
Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun
Neccar Oğulları’nın küçük kızları seni görünce
Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
‘ Beni seviyor musunuz ‘ diye sormuştun onlara
‘ Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ‘ demişlerdi
Sen de:
‘ Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum’ demiştin
Bu gün yaşayan gençler var
Neccar Oğulları’nın kızları diğil belki
Ama seni onlar da çok seviyor
Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar
Senden başka kimseleri yok
Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

Altmış üç yaşındasın
Refik-i Âla duasındasın
Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu
Kenarları beyazdı
Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın
Ve mübarek ellerini dizine vurarak:
‘ Görüyor musunuz ne kadar güzel ‘ demiştin
Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti:
‘ Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver ‘
Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile
İstendiğinde katiyyen ‘ hayır ‘ demediğini bile bile
‘ Peki ‘ dedin o zata
Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin
Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
Aynı cübbeden yine yine diktiler
Ama giyinmek nasip olmadı
Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre’ nin diliyle:
‘ Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler ‘
Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini
‘ Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim’

Sultanım!
Ey Medine minberinde ‘ ümmeti, ümmeti ‘ diye hüznü giyen sevgili
Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ‘ Allah! ‘ diyen sevgili
Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey’ at ettik
Rabbinden bize ne getirdi isen amenna
Duyduk, itaat ettik

Ya Rasulallah
Sen hâlâ kırk yaşındasın
Ve hâlâ ümmetinin başındasın…

Dursun Ali ERZİNCANLI

Efendim…

Yayınlandı: Eylül 26, 2006 efendim tarafından O'NA(s.a.v) DAİR ŞİİRLER içinde

 

 

Efendim…
Sen bir gece gelseydin, güneş görmüş kar tanesi
olur, erirdim. Sen göğüm olurdun, ben de yıldızın…
Gündüzlere döner, yürür giderdim.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, çok çiçekli bahar olur, sana
koşardım. Sen dalım olurdun, ben tomurcuğun…
Rüyasına girerdim bin bir çocuğun…

Efendim…

Sen bir gece gelseydin, ılık bir meltem olur, köşe
bucak demez eser dururdum. Sen gülüm olurdun,
ben de bülbülün… Sana söyleyecek yüzlerce nağme
bulurdum.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, bulutuna kavuşmuş yağmur
olur, seni arardım. Sen yuvam olurdun, ben yavru
kuşun… Uçar gelir, kenarına konardım.

Efendim…
Sen bir gece gelseydin, kuru ağaçta sallanan yaprak
olur, titrer dururdum. Sen toprağım olurdun ben de
yaprağın… Dalda durmaz düşer, sana dokunurdum.

Efendim…
Sen bir gece gelseydin, sahilini bulmuş dalga olur-
dum. Sen denizim olurdun, ben de tek damlan…
Büyüklüğünde küçüklüğümü bulurdum.

Efendim…
Sen bir gece gelseydin, yıldız yüzlü bir çocuk
olur, yine beklerdim. Sen çiçeğim olurdun, ben
kelebeğin… Kırılsa kanadım, gölgende emeklerdim.

Efendim…
Sen bir gece gelseydin, parmaklarından akan suyu
kana kana içerdim. Sen pınarım olurdun, ben yanık
kuzun… İçtikçe kendimden geçerdim.

Efendim…
Sen bir gece gelseydin, aşkınla hilâl olur,
parçalanırdım. Sen güneşim olurdun, ben de
yıldızın… Işığını aldıkça aydınlanırdım.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin.
Bir kerecik gelseydin…
Yok yok! Keşke her gece gelseydin…

Hasan Ahmet GÖKÇE